← Ana Sayfaya Dön

Biz Başardık

Öykü

Güneş, şehrin üstüne yumuşak bir turunculuk bırakmıştı. Akşamüstü saatleriydi. Ne sıcak ne soğuk. Hafif bir rüzgar, sokak lambalarının tellerini kımıldatıyordu. O, köşe başında bekliyordu. Diğeri yavaşça yaklaştı; göz göze geldiler ama kimse konuşmadı. Zaten konuşmaya gerek yoktu.

Yürümeye başladılar.

Adımları senkronizeydi, sessizliği bozmadan ilerliyorlardı. Yol boyunca çevreden gelen sesler —birkaç kuş cıvıltısı, bir arabanın uzak uğultusu, bir çocuğun kahkahası— fonda çalan bir şarkı gibiydi. Aralarında tek kelime yoktu. Ama her bakış, her nefes, bir cümleydi.

O, arada kaçamak bir bakış attı. Diğeri yakaladı, hemen başka yöne çevirdi gözlerini. Yüzlerindeki ifadeler her şeyi söylüyordu aslında. Biri, içine gömülmüş kırgınlığı taşırken; diğeri pişmanlığını cebinde sıkı sıkı tutuyordu.

Zaman, onlara ait bir hızda akıyordu.

Yol uzundu ama yürüdüler. Sessizlik içinde, bazen omuzları birbirine değdi, bazen rüzgar saçlarını karıştırdı. Her adımda eski tartışmaların, geçmiş suskunlukların, söylenmeyen cümlelerin izleri silindi. Aralarındaki mesafe giderek kapanıyordu ama hâlâ konuşmuyorlardı. Çünkü duygular, kelimelerden daha ağırdı.

Sonunda bir kavşağa geldiler. Yol bitmişti.

Birbirlerine döndüler.

Uzun, derin, zamanın durduğu bir an yaşandı. Sonra, biri iki adım attı, diğeri tereddütsüz kollarını açtı. Sarıldılar.

Sımsıkı.

Öylece, kımıldamadan, yüreği yüreğe bastırarak. Sanki bütün kırık dökük anılar bu sarılmada onarılıyordu. Geçmiş, bir an için affedilmiş gibiydi.

Sarılmadan sonra, bir adım geri çekilip birlikte geldikleri yola baktılar.

Kaldırımlar, ayak izleriyle doluydu. Gölge, onları geride bırakmıştı ama hâlâ yan yana uzanıyordu.

“Başardık,” dedi biri, sessizce ama kesin bir inançla.

Diğeri gözlerini kıstı, başını eğdi hafifçe.

“Biz başardık,” dedi o da.

Gün bitiyordu ama içlerinde yeni bir gün başlıyordu.

Veysel Can Bingöl