Parametreler ve İnsanlar
Metotlarımın isimleri farklı farklı, bazen aynı ama değişiyor parametreler. Değiştikçe parametreler farklılaşıyor çıktılar. Farklı ekiplerle benzer desenler kullanmaya çalışsak bile her ekibin ihtiyaç duyduğu, sahip olduğu parametreler bambaşka, ürettikleri çıktılar da öyle. Kendime çokça düşman olduğum günlerde yetişiyor yardımıma projedeki değişen isterler. Önce kızdırsa da beni biraz oturup düşününce oturuyor her şey. Bağımsız ve alakasız olduğunu sandığım şeylerin bağları görünür oluveriyor kısa bir süreliğine. Zihnimden kalbime iniyor düşünceler, kalbim nabzını düşürmeye başlamışken. Koştururken neyi fark edebilir ki insan? Durmuş olan zihnini biraz yürüyüşle harekete geçirdikten sonra oturup nereye vardığını tartamazsa ne işe yarar tasarlanan metot?
Çok önceden fark edip, zaman zaman dilime dökebildiğim hakikat hatırıma düşünce ben de satır satır kesiyorum sert parmak darbeleri ile. Doğumdan itibaren başlayan hayat serüvenimdeki parametrelerimin hiçbirisi başka bir insanın parametrelerine benzemiyor. Doğduğum ev, zaman, ailem, arkadaşlarım, deneyimlerim, başarılarım, kaybedişlerim, aldanışlarım, algılarım, zanlarım, bakışım, gülüşüm, ağlayışım, yüklendiğim anlamlar… Sonsuza kadar gidecek listenin her biri benzersiz, her biri -başka bir ifade ile- “unique” parametreleri. Haliyle çıktılarımız da bambaşka oluyor. “Unique” çıktılar veriyoruz her seferinde. Hiçbir olay başka bir olaya, bir ilişki başka bir ilişkiye, bir hata başka bir hataya, bir tartışma başka bir tartışmaya benzemiyor. Aynı tonda sesimizi yükseltip, aynı cümleleri kurarak bir tepki verirsek aynı çıktıları mı vermiş oluruz? Hayır, benzersiz ya da benzer parametrelerin çıktıları aynı gibi görünebilir ama çıktılar da benzersizdir, parametreler de.
Mahkemeler emsal kararlar veredursun, maç sonu programında yorumcular hakemin bir hafta önce verdiği kararı misal gösterirken, doktorlar benzer şikayetleri bir araya getirip teşhislerini bir zafer imzasıyla yazıversin reçeteye. Ben şunu öğrendim: Hayat bir matematik hesabı değil, insanınsa bir rakam sabitesi yok. İşte bu yüzdendir ki tüm mahkemelerin verdikleri kararlar asılsız, yorumcular haksız, doktorlar ise iddaa bayisinde kağıt dolduran ihtiyarlardan farksız. Kadı Efendi hırsızlık yapan çocuğun aç olduğunu öğrenince cezasını hafifleterek adaleti sağladığına inanadursun, dünya eksik bir yerdir ve adalet-i tâmme burada yoktur. Her bir çıktı ancak tüm sürece ve parametrelere hakim bir zat tarafından doğru yorumlanabilir, doğru yargılama yapılabilir. “Only God can judge me!” ifadesini Tupac’in satırlarından, İbrahimovic’in enaniyet dövmesinden İbrahimvari bir metot ile indiriverelim divanımıza, “Only God can truly judge anything or anyone!” diye nakşedelim kalbimize dövme bedeline. İnsanı yargıdan sonsuza kadar uzaklaştıralım.
Keskin yargılar, öfkeler, hayal kırıklıkları, affedememişler, affedilmemişler birer birer dökülüveriyor ömür koridorumda önüme. Kâh yargı makamından çıkıp seyirci makamına yükseliyorum. Devrediyorum tüm haklarımı asıl hak sahibine. Helalleşiyorum, vardır geçerli bir sebebi, bir yarası diyorum. Kâh yargılanan olarak çıkıyorum mahkemeye. Yargılayıcı bakışlar fırlatırken Hâkim Bey, meramımı anlatmaya hazırlanıyorum. Lütfen Hâkim Bey, bana yüksekten tokmaklar savurmayın. İnin lütfen aşağıya, size hikâyemi anlatmama izin verin. Bir sinema seyircisi gibi dinleyin beni. Ne büsbütün hislerinizi karıştırın, ne de yüreğinizdeki merhameti törpüleyin. Kaybettiklerim bedeline döktüğüm gözyaşlarımı omzunuza düşürürsem de hor görmeyin. Bitkin yüzüme karışan korku ve öfkeye bakıp sizi “zalim” olarak nitelendirdiğimi sanmayın. Kızdığımı da düşünmeyin, emsal kararlarla beni de “onlar” gibi “zalim” olarak nitelendirebilirsiniz. Kaç nolu olduğunu bilmediğim karara göre beni mahkum da edebilirsiniz. Ama hikâyemi dinleyin… Beni anladığınızı söyleyin… “Night Sky” eşliğinde gece gökyüzünü izlerken göğsümde parçalanan bıçakların bedeline anlaşılmak isterim, cezamdan affımı değil.